Uzun zamandır sizlerle paylaşmak istediğim, fakat elimde fotoğrafları olmadığı için blogu kurduğumdan beri ertelediğim bir mekanı sizlerle paylaşacağım. Bu sefer gittim hem fotoğraflarını çektim hemde Nam Nam Nam Köftemi yedim. Evet, yanlış okumadınız, bu blogumda Beyoğlu - Taksim'de ızgara köfte yiyebileceğiniz, yedikten sonrada "bu köfte ise bundan önce yediklerim neydi?" diye kendinizi sorgulayacağınız bir mekana götürüyorum. Hadi tutun elimi, gidiyoruz.:) Bu sorgulamanın benim açımdan bir üst boyutuda, "Adam tüm Türkiye'de köfte zincirleri açmış, yani müthiş derecede lezzetli ve güzel olması gerekirken fabrikasyon köfte mantığından bir adım öteye geçmiyor ve plastik gibi. Nasıl ouyorda bu kadar büyümüş." şeklinde oluyor. Hakikaten, yıllar önce Köfteci Hüseyin'de ilk köftemi yedikten sonra, bu düşünceler içinde psikopata bağlamıştım. Ama artık iyiyim, tedavi oldum :)
Mekana ismini veren ve bu lezzetin mimarı Hüseyin Amca 1958 yılında, İstiklal Caddesi'nde seyyar köftecilik yaparak bu işe başlamış. Gel zaman git zaman köftesinin ünü tüm İstanbul'a yayılıyor. 2004 yılında vefat etmesinin ardından, oğulları Cumhur ve Hakan abi baba mesleğini devam ettiriyorlar. Babalarından nasıl gördüler ve öğrendilerse, kalite ve lezzetten ödün vermeden, bu lezzeti bugüne taşımayı başarıyorlar.
Yukarıdaki resimde görüldüğü üzere, lezzeti ile ününü hak etmiş ne kadar mekan varsa, yine ara sokaklarda, yine salaş ve yine küçücük bir mekan. İyiki de böyle. Yoksa bu lezzet emin olun bozulurdu ve asla böyle bir blog olmazdı.
Evet, bu kadar laftan sonra, nasıl gideceğiz dediğinizi duyar gibiyim. Taksim meydanından (Ama tam çarpı koyduğum yerden, yoksa kaybolursunuz :) ) İstiklal caddesine kendinizi kaptırıp, Galatasary Lisesi yönünde ilerlerken sağda, Fransa Başkonsolosluğunu geçince ilk sağa sapıyorsunuz. AkSanat'ın olduğu sokak. Sağa sapınca ilk sola dönüyorsunuz ve sizi Kurabiye Sokak karşılıyor. İşte, leziz Izgara Köftenin mabedi köfteci Hüseyin'e bir kaç adım kaldı. Kurabiye Sokakta ilerlerken, Zencefil Cafe&Bar'ı geçtikten sonra sokağın sağında küçücük dükanı ile Köfteci Hüseyin karşılıyor. Özellikle hafta içi öğle yemek saatinde giderseniz, Kurabiye Sokakta bir dükkanın önünde böyle bir kalabalık görürseniz işte orası Köfteci Hüseyin'dir. :) Deyein İsterseniz. Dediğim gibidir.
Fotoğrafları çekip, köfte yediğimiz gün, dışarıda sıra bekleyen insan sayısı 8'di. Ama Köfteci Hüseyin'de sıra bekleyen insan rekoru gidip benim bizzat gördüğüm ve üşenmeyip saydığım 17'dir. :) Sanırım sıra bekleyen insan sayısını söyledikten sonra fazla söze gerek yok.
Yukarıda belirttiğim gibi, Hüseyin Amca vefat edince oğulları Cumhur ve Hakan Abi baba mesleğini devam ettirmişler. Yukarıdaki resimde Mangal başında ki Cumhur Abiyi görüyorsunuz. Tam öğlen vakti olduğu için Hakan Abi oldukça yoğundu ve kendini sabit görüntülemek mümkün olmadı. :) Maşallah Maşallah Allah Nazarlardan Saklasın :)
Günümüz kapitalist düzeninde (Solcu ya da devrimci değilim :) Bir Garip Realist Gurmeyim :) ) aslında böyle bir lezzeti daha büyük bir dükkanda satsalar ve kapasiteyi iki katına cıkarsalar yine satılırdı. Dışarıda bekleyen insan sayısını göz önüne alınca başka bir şey mümkün değil zaten. İşte bu düşünceler ışığında, Hakan Abinin oğlu ile ayak üstü bir sohbet yaptım onu sizlere paylaşıyorum.
Realist Gurme: Burası kaça kadar açık?
Kemal Abinin Oğlu: Öğlen 2-3 gibi kapatıyoruz. İşte köftenin bitmesine bağlı olarak.
Realist Gurme: Köfte bitince yenisini yapsanıza, neden kapatıyorsunuz ki? Sonuçta yapsanız akşama kadar da satılır. Hem de daha çok köfte satmış olursunuz.(Yani daha çok para.)
Kemal Abinin Oğlu: Dedemizden Böyle Gördük.
Sanırım Köfteci Hüseyin'i benim için lezzetli ızgara köftelerin dışında önemli kılan diğer bir husus, Gözü Doymuş Esnaf olgusunu, Mekanın kurucusunun torunundan duymak ve Dedelerinden gördüklerini, bu ortamda ne olursa olsun devam ettirebilmeleridir. Şimdi soruyorum size; Zor olan Türkiye'de bir köfte zinciri kurup para basmak mı? Dedesinden gördüğü esnaf kültürünü devam ettirip gözü doymuş bir esnaf olmak mı?
Evet gelelim Köfteci Hüseyin'de bulabileceğiniz tek lezzet olan Izgara Köfteye. Resimde gördüğünüz gibi geliyor. Domates, Soğan ve Acımtırak ve biraz da Ekşimtırak değişik bir sos ile (Soğanların altında kalmış fotoğrafda çok az gözüküyor.) bu şekilde servis ediliyor. Nasıl yapıldığı, içine ne tip baharatlar konduğu bilmem kaç gün yoğrulduğu, şu bu beni çok alakadar etmiyor. Tek söyleyeceğim yediğim en lezzetli köfte olduğu.
Köftenin yanında bildiğimiz klasik piyazda yiyebiliyorsunuz.
Zaten mekana geldiğinizde sizi şu sorular karşılıyor: Bir - Bir Buçuk? Soğanlı - Soğansız? Piyaz alırmısınız? Ne İçeriz? Başka soru duyamazsınız. Çünkü başka bir şey yok :)
Fiyatlara gelicek olursak, 1 Porsiyon Izgara Köfte 10 TL. Izgara Köftenin yanında içecek alırsanız. (Ayran Kola Farketmez ) 12 TL.
Mekanla ilgili bir kaç tiyo verecek olursam, size Bir mi Bir Buçuk mu? diye bir soru gelince hayvanlık yapıp gaza gelmeyin :) 1 Porsiyon oldukça dolu dolu geliyor ve benim gibi bir ayı bile tıka basa doluyor. Ayrıca Soğanlı mı Soğansız mı diye sorduklarında, "Ay Kokarım." gibi saçma sapan davranışlarda bulunmayın Soğanlı isteyin. Bizim kültürümüzde et Soğansız olmaz zaten. Kültürümüze sahip çıkalım akıllı olalım. Alırım Aklınızı. :) Ben Hiç piyaz yemedim mekanda.Zaten tabakda gelen garnitürler Köfte ile yetiyor. Yine Köfte ile gelen Ekmekler tam böyle odun ekmeği ve çıtır çıtır. Ekmeğin arasına sos ve soğan ile köfteyi koyup Lapss Lapss atın ağzınıza :) "Ay Kokarım" diyen asortik takipcilerimde sakin olsunlar, mekanda karanfil var. atarsınız ağzınıza biraz emersiniz olur biter. Kesmezse Sakız sektörüne biraz katkı da bulursunuz :)
Satır arasında yazmıştım ama tekrarlamakta fayda var. Mekan Köfte bitince saat 2-3 Gibi bilemedin en geç saat 4 te kapanıyor bu sebeple yolunuz Beyoğlu'na düşerde, saat 7 gibi Izgara Köfte çekerse, Avucunuzu yalayın :)
15 Ekim 2011 Cumartesi
1 Ekim 2011 Cumartesi
DönerBank - Yaprak Et Döner Bakırköy / İstanbul
İstanbul'da hatta Google Maps uygulamasında biraz daha yakınlaştırma yaptığımızda, Bakırköy'de milyarca (Yok Artık. Ama var hakkaten.) dönerci vardır sanırım. Et Döner, Tavuk Döner ve hatta Martı Döner (Hiç suratınızı ekşitmeyin. Biz ülkece, büyük ve güvenilir sandığımız marketlerin et reyonlarında eşek eti yedik. Basın buna çok yer vermedi. Neden yer vermedi? Tabi ki Amannn Reklam gelirlerimiz. ) Nereye baksanız döner görebilirsiniz. Hızlı tüketim gıda üzerine bir araştırma yapılsa emin olun Döner, FastFood diye tabir ettiğimiz hamburger zincirlerinden daha fazla paya sahiptir. Aslında çok uzağa gitmeye gerek yok, Anahtarcıda Tavuk Döner satıldığını gördüm ben :)
Döner üzerine bilimsel olan çalışmamızın hemen arkasından İstanbul, Bakırköy'de Et Döner yiyebileceğiniz, en güzel en leziz mekanı tarif edeceğim. Dediğim gibi Bakırköy'de milyarlarca dönerci vardır. (Aslında şimdi aklıma geldi, Üniversitelere Döner ustalığı bölümü açılsa, buradan mezun olanlar kesinlikle işsiz kalmaz. Anahtarcı diyorum yaa. Daha ötesi var mı?)
Mekanımızı adı DönerBank, ve sadece Et Döner satıyorlar. Bazı kebapçılarda Döneri böyle kıymadan yaparlar. Burada tezgaha takılan döner Etlerin yaprak yaprak kesilerek şişe dizilmesinden oluşan halis muhlis Yaprak döner.
Mekanda, öncelikle dikkat çeken durum, her gelen müşteriye kürdanın ucunda dönerin tadına bakılması için döner ikram edilmesi. Ama hiç istisna yok. her gelen müşteriye ikramda bulunuyorlar. isterse mekanda kuyruk olsun. Bu benim takdir ettiğim ve örnek alınması gereken esnaf özelliğidir. Ben mesela Döner yemek istediğim zaman devamlı oradan alırım, beni az çok tanırlar her gitmemde bana da aynı ikramı yaparlar.
Döner ne çok ince, ne de çok kalın kesiliyor. Tam kıvamında kesiliyor ve ekmeğin içine bocalama atılmıyor. Konu ekmekten açılmışken, Ekmekleri de böyle yavan ekmek değil. Fırında onlar için özel üretilen yumuşak ve leziz bir ekmek, böyle sandvic ekmeği ile fırın ekmeği arasında bir şey. Döner, kesilen ve içi açılan ekmeğe böyle içinde boşluk kalmayacak şekilde inci dizer gibi diziliyor ve içine domates biber vb. garnitürler konularak servis ediliyor. Kısacası, müşteri nasıl olsa geldi, nasıl servis edersek edelim yer gibi bir mantık yok. o konuda oldukça titizler. Mekan genelde kalabalık, ama buna rağmen hep aynı titizlik var.
Kısacası yolunuz Bakırköy'e düşerde canınız Yaprak Et Döner yemek isterse, gideceğiniz en güzel ve leziz mekan Döner Bank. Yaprak Et Dönerin hakkını vererek yemek isterseniz, başka bir yere gitmeniz saçmalık olur. Saçmalamayın. Akıllı Olun, Olaylara karışmayın :)
Mekana nasıl gideceksiniz? Tabi ki yine uydudan çektim sizler için fotoğrafını. İstasyon caddesi ve İstanbul caddesinin kesiştiği yerden İstanbul Caddesine dönüyorsunuz. (Carousel olan kısım değil. Tersi istikamete.) Caddenin sağından yürürseniz ilk sağ da (Hafız Çıkmazını saymıyorum.) Morsümbül sokak vardır. İşte O Sokağın başından başlayıp diğer sokağın başlangıcına kadar devam eden ve İstanbul Caddesine bakan Çavuşoğlu Pasajı vardır. Pasaj diye geçer ama caddeye bakar ve açıktır. Klasik Pasaj mantığından uzak bir yerdir. İşte o pasajda ilerlediğinizde en sona doğru DönerBank'ı göreceksiniz.(Zaten Çavuşoğlu Pasajında ilerlerken, bahsettiğim milyarlarca dönerciden yaklaşık bir milyon tanesini görebilirsiniz. İşte o kadar dönerciye rağmen yeri gelip sıra olan tek Dönerci DönerBank.)
Biraz da fiyatlardan bahsedelim. Aslında mekanda porsiyon et döner yemenizde mümkün ama ben ekmek arası fiyatlardan bahsedeceğim. Çünkü bana göre et dönerin porsiyonu çokta keyifli olmuyor.
Yarım Ekmek ve Pide Arası Döner 5 TL. Birde benim gibi Pisboğaz, doymak bilmez insanlar için 3 Çeyrek diye bir model var (Bir ekmeğin burnunu kesiyorlar 3 Çeyrek oluyor işte :) ) ki ben devamlı ondan alırım. O da 7 TL. Bakıldığında, gerek özen gerek ikram gerekse lezzet kıyaslaması yapıldığında, 2.5 -3 TL'ye Tavuk Döner yiyeceğinize 5 TL'ye hakiki ve lezzetli Yaprak Et Döner yemek, Realist Gurme bakış açısı ile daha mantıklı. Hep söylediğim gibi, Akıllı Olun, Şaşırmayın.:)
Mekanla ilgili tek şey söyleyeceğim. Mekan da döner biraz erken bitiyor ve döner biter bitmez, ne kadar talep olursa olsun yeni döner takılmıyor. Yani Akşam saat 18:00 - 19:00 dediğimizde döner bitmiş oluyor. Saat 19:30 gibi ağzımın suyu aka aka gidip ellerim bomboş, içimde bir sızı ile çok geri dönmüşlüğüm vardır yani :)
Bu blogumu, Bakırköy'de Döner canı çekince ısrarla buraya gitmeyip, hiç bir halta benzemeyen dönercilerde döner yiyen ve beni de yanlarında sürükleyen ve artık yemek işinin biraz lezzet, biraz da keyif almak olduğunu anladığını düşündüğüm (En azından bu blogu yazdığım gün.) Kardeşimden öte insanlar Taylan ve Can'a armağan ediyorum. Vay be hüzünlendim La! (Lan demedi.. La dedi La.) :)) "Vay beee. Ne Günlerdi.." diye başlarım bak :) Blog amacından sapar :P
Döner üzerine bilimsel olan çalışmamızın hemen arkasından İstanbul, Bakırköy'de Et Döner yiyebileceğiniz, en güzel en leziz mekanı tarif edeceğim. Dediğim gibi Bakırköy'de milyarlarca dönerci vardır. (Aslında şimdi aklıma geldi, Üniversitelere Döner ustalığı bölümü açılsa, buradan mezun olanlar kesinlikle işsiz kalmaz. Anahtarcı diyorum yaa. Daha ötesi var mı?)
Mekanımızı adı DönerBank, ve sadece Et Döner satıyorlar. Bazı kebapçılarda Döneri böyle kıymadan yaparlar. Burada tezgaha takılan döner Etlerin yaprak yaprak kesilerek şişe dizilmesinden oluşan halis muhlis Yaprak döner.
Mekanda, öncelikle dikkat çeken durum, her gelen müşteriye kürdanın ucunda dönerin tadına bakılması için döner ikram edilmesi. Ama hiç istisna yok. her gelen müşteriye ikramda bulunuyorlar. isterse mekanda kuyruk olsun. Bu benim takdir ettiğim ve örnek alınması gereken esnaf özelliğidir. Ben mesela Döner yemek istediğim zaman devamlı oradan alırım, beni az çok tanırlar her gitmemde bana da aynı ikramı yaparlar.
Döner ne çok ince, ne de çok kalın kesiliyor. Tam kıvamında kesiliyor ve ekmeğin içine bocalama atılmıyor. Konu ekmekten açılmışken, Ekmekleri de böyle yavan ekmek değil. Fırında onlar için özel üretilen yumuşak ve leziz bir ekmek, böyle sandvic ekmeği ile fırın ekmeği arasında bir şey. Döner, kesilen ve içi açılan ekmeğe böyle içinde boşluk kalmayacak şekilde inci dizer gibi diziliyor ve içine domates biber vb. garnitürler konularak servis ediliyor. Kısacası, müşteri nasıl olsa geldi, nasıl servis edersek edelim yer gibi bir mantık yok. o konuda oldukça titizler. Mekan genelde kalabalık, ama buna rağmen hep aynı titizlik var.
Kısacası yolunuz Bakırköy'e düşerde canınız Yaprak Et Döner yemek isterse, gideceğiniz en güzel ve leziz mekan Döner Bank. Yaprak Et Dönerin hakkını vererek yemek isterseniz, başka bir yere gitmeniz saçmalık olur. Saçmalamayın. Akıllı Olun, Olaylara karışmayın :)
Mekana nasıl gideceksiniz? Tabi ki yine uydudan çektim sizler için fotoğrafını. İstasyon caddesi ve İstanbul caddesinin kesiştiği yerden İstanbul Caddesine dönüyorsunuz. (Carousel olan kısım değil. Tersi istikamete.) Caddenin sağından yürürseniz ilk sağ da (Hafız Çıkmazını saymıyorum.) Morsümbül sokak vardır. İşte O Sokağın başından başlayıp diğer sokağın başlangıcına kadar devam eden ve İstanbul Caddesine bakan Çavuşoğlu Pasajı vardır. Pasaj diye geçer ama caddeye bakar ve açıktır. Klasik Pasaj mantığından uzak bir yerdir. İşte o pasajda ilerlediğinizde en sona doğru DönerBank'ı göreceksiniz.(Zaten Çavuşoğlu Pasajında ilerlerken, bahsettiğim milyarlarca dönerciden yaklaşık bir milyon tanesini görebilirsiniz. İşte o kadar dönerciye rağmen yeri gelip sıra olan tek Dönerci DönerBank.)
Biraz da fiyatlardan bahsedelim. Aslında mekanda porsiyon et döner yemenizde mümkün ama ben ekmek arası fiyatlardan bahsedeceğim. Çünkü bana göre et dönerin porsiyonu çokta keyifli olmuyor.
Yarım Ekmek ve Pide Arası Döner 5 TL. Birde benim gibi Pisboğaz, doymak bilmez insanlar için 3 Çeyrek diye bir model var (Bir ekmeğin burnunu kesiyorlar 3 Çeyrek oluyor işte :) ) ki ben devamlı ondan alırım. O da 7 TL. Bakıldığında, gerek özen gerek ikram gerekse lezzet kıyaslaması yapıldığında, 2.5 -3 TL'ye Tavuk Döner yiyeceğinize 5 TL'ye hakiki ve lezzetli Yaprak Et Döner yemek, Realist Gurme bakış açısı ile daha mantıklı. Hep söylediğim gibi, Akıllı Olun, Şaşırmayın.:)
Mekanla ilgili tek şey söyleyeceğim. Mekan da döner biraz erken bitiyor ve döner biter bitmez, ne kadar talep olursa olsun yeni döner takılmıyor. Yani Akşam saat 18:00 - 19:00 dediğimizde döner bitmiş oluyor. Saat 19:30 gibi ağzımın suyu aka aka gidip ellerim bomboş, içimde bir sızı ile çok geri dönmüşlüğüm vardır yani :)
Bu blogumu, Bakırköy'de Döner canı çekince ısrarla buraya gitmeyip, hiç bir halta benzemeyen dönercilerde döner yiyen ve beni de yanlarında sürükleyen ve artık yemek işinin biraz lezzet, biraz da keyif almak olduğunu anladığını düşündüğüm (En azından bu blogu yazdığım gün.) Kardeşimden öte insanlar Taylan ve Can'a armağan ediyorum. Vay be hüzünlendim La! (Lan demedi.. La dedi La.) :)) "Vay beee. Ne Günlerdi.." diye başlarım bak :) Blog amacından sapar :P
Etiketler:
Bakırköyde Döner,
Bakırköyde Et Döner,
Döner,
Dönerbank,
Et Döner,
Yaprak Et Döner
24 Eylül 2011 Cumartesi
Ciğer Ricco - Edirne Tava Ciğeri - Bakırköy / İstanbul
Ciğer denildiğinde çoğu insanın aklına "Arnavut Ciğeri" gelir. Arnavut Ciğeri dediğimiz şey, küp küp kesildikten sonra bir takım baharatlarla yağda kızartılıp isteğe göre sıcak ya da soğuk tüketilen ki, ben çoğu yerde soğuk yedim. Soğan ile servis edilen meze tarzı bir yemek. İşin aslı kısa zaman öncesine kadar benim aklımada ciğer denildiğinde Arnavut Ciğeri Gelirdi. Ama gel gör ki kazın ayağı öyle değilmiş. Edirne Tava Ciğeri diye müthiş bir lezzet varmış. Realist bir bakış açısı ile (Bak bak, Laflara Bak..) Arnavut Ciğeri ve Edirne Tava Ciğerini Street Fighter misali kapıştırdığımızda, Edirne Tava Ciğeri, Arnavut rakibinin ağzını burnunu kırar. O derece :) Netekim öyle de oldu. Ben ki, arnavut ciğeri sebebi ile pek ciğer sevmezdim ama Edirne Tava Ciğerini yedikten sonra aslında çok güzel bir lezzetten uzak kalmışım onu anladım ve Arnavut Ciğerine düşman kesildim. Hatta artık bokunu cıkarıp, "Tabi abi, Edirne bizim topraklarımızda, Arnavut ne yaa" filan diye Milliyetçi naralar atıyordum. O Derece isyandaydım yani. :)
Benim Ciğer ile olan gereksiz hikayemi okuduktan sonra, sizlere bugün İstanbul Bakıröy'de Edirne Tava Ciğerini yiyebileceğiniz yegane yerden bahsedeceğim. Ciğer Ricco - Edirne Tava Ciğercisi. Mekanımz tabiki yine güzel ve leziz yemeklerin yapıldığı her mekan gibi, merkezi bir yerde değil yine onu arayıp bulasınız, biraz emek harcayasınız diye ara sokağın birinde. Ama siz koca poponuzu kaldırıp kendinizi yormayın, Realist Gurme ne için burada? Tabiki sizler için. Beni sizler var ettiniz. (Ne oluyor La? ) (Lan demedi La Dedi La.) (Behzat Ç ve Leyla ile Mecnun sevenlere Benden selam olsun :) Özellikle Taylan ve Can Kardeşime)
Mekan hakkında biraz bilgi vermek gerekirse, Mekan 2005 yılında İstanbul'da açılan ilk Edirne Tava Ciğercisi olma ünvanına sahip, Hatta mekanın yetkilisi ile görüştüğümde, mekanlarının Edirne'de bu işi yapan duayenler tarafındanda bilindiği ve İstanbul'da Edirne Tava Ciğeri yenilecek en iyi yer olarak kendilerini tavsiye ettiklerini belirtti. (Gittik yedik, Haksız değiller kısacası.) Mekan Edirne Tava Ciğerinin yanı sıra Edirne'ye özgü başka lezzetler de servis edilmekte. İlerleyen satırlarda bunlardan sizlere bahsedeceğim.
Mekandan içeriye girerken sizi aşağıdaki tabela karşılıyor. Herkesde nasıl bir etki yaratır bilmem ama oldukça başarılı bir çalışma olmuş. Bunu da sizinle paylaşayım dedim. Boyum mu uzadı bunu yapınca? Ölçmeye gidiyorum. :)
Yukarıdaki fotoğraf tarafımdan mekanın içerisinde çekilmiş olup, mekan turuncu renklerin hakim olduğu oldukça sıcak bir dizayna sahip. Ben beğendim ve insanın iştahı açılıyor.
Ciğer Ricco, Aslında çok basit anlatımla, İstanbul Caddesinden, Sahile inerken tüm Evrenin (Yok artık! Ama Öyleee.) kullnadığı yol olan Ebuziya Caddesinde, sağdaki Çay Bahçesinin yanında bulunan Ermeni Kilisesinin arkasında bulunan sokak olan Ömer Naci Sokakta. Mekana gitmek için o bahsettiğim sahile inen yolda Sağ tarafta kalan Çay Bahçesi ve Ermeni Kilisesi arasında kalan küçücük bir aralık vardır (Sokak diyemiyorum oraya, gidince anlarsınız.) ordan geçince önüne çıkarsınız.
Ben Ciğer Ricco'nun yol tarifini, tüketim toplumunda olduğumuz geçeğinden yola çıkarak, tüm tüketim çılgınları için, Capacity ve Carousel civarından da anlatayım. Capacity ve Carousel'in arasında kalan caddeden sahile doğru kaptırdığınızda Carousel tarafındaki İlk sola giriyorsunuz, Sola girince Sağdan ikinci sokoğa giriyorsunuz ve ilk sola dönüyorsunuz. Zaten Sola döndüğünüzde karşınıza yukarıda bahsettiğim Çay Bahçesi ve Ermeni Kilisesi gelecektir. O Sokak o daracık ara yüzünden böyle çıkmaz sokak kıvamındadır. İşte o sokağa geldiğinizde Turuncular içinde mekanımızı göreceksiniz.
Aslında ben servis edildiği halinin fotoğrafını çektima ama netliğini iyi yapamadığım için (Yani beceremediğim için :) ) başka bir kaynaktan yaralanarak Edirne Tava Ciğerimizin resmini yukarıdaki gibi koyuyorum.
Edirne Tava Ciğeri Böyle galeta unu tarzı bir şeyde karıştırılmak sureti ile kızgın yağda kızartılarak, Söğüş domates, soğan ve kurutulmuş bir adet biber ile servis ediliyor ve nam nam nam yeniliyor :) Ciğer ile münasebeti arnavut ciğeri olan arkadaşlara şunu söylüyorum, O yediğiniz Arnavut Ciğeri ile hiç ama hiç alakası yok. Çok farklı çok lezzetli bir tad. Kesinlikle tavsiye ederim diye saçma sapan bir cümle kurmuycam :P zaten amacımız bu :) Lezzetini Vedat Milör (Soyadı ne anlama geliyor acaba :) ) gibi tarif edemeyeceğim ama Realist Bir Gurme olarak çok lezzetli olduğunu rahatlıkla söyelebilirim.
Ciğer Ricco'da Edirne Tava Ciğerinin dışında yukarıda fotoğrafı bulunan Edirne Köftesi, Fotoğrafı bulunmayan :) Pileşko Makedon Usulü Tavuk Tava ve Kırklareli Yenice Sucuğu bulunmaktadır. Kısacası mekanda, Edirne dolaylarından lezzetler sunulmaktadır. Ha bu arada unutmadan Mantı severleri sevindireyim mi? Evet tahmin ettiğiniz gibi Mekanda Ev Mantısı da bulunmakta.
Fiyatlara bakacak olursak,
1 Porsiyon Edirne Tava Ciğeri 11 TL
1 Porsiyon Edirne Köftesi 9 TL
1 Porsiyon Pileşko Makedon Usulü Tavuk Tava 8 TL
1 Porsiyon Kırklareli Yenice Sucuğu 9 TL şeklindedir.
Fakir ama gururlu öğrenci ahalisinin fiyatlar yüksek dediğini duyar gibiyim. Sizleri de unutmadık. Mekana gidip Realist Gurme tarafından geldik derseniz dayak yersiniz, yapmayın :) Öğrenci kardeşlerime şöyle bir tiyo vereceğim mekan da yukarıda saydığım tüm yemekler ekmek arası da yapılmaktadır ve fiyatları 5-6 TL arasındadır. Mekanda masada yarım ekmek servisi de var. Yani oturup yarım ekmek arası yiyip bu Lezzetleri Öğrenci tarifesinden denemiş olursunuz. Hadi yine iyisiniz :)
Ayrıca Yemek konusunda Aksi, Nalet, Çekilmez yani Volkan Konak kıvamındaki arkadaşlar da :) denemek isterlerse yukarıdaki her yemek yarım porsiyon olarak servis edilmektedir. Yine fiyatlar 5-6 TL arasında değişmektedir. Aslında bunu Fakir ama Gururlu Öğreciler de yapabilir. Neden daha önce düşünmedim ki?
Bu arada son olarak, Porsiyonlar oldukça dolu dolu geliyor. Aç gözlülük yapıp 1.5 Porsiyon istemeyin. Hayvanlığın lüzumu yok, İnsan olun :)
Ben bu bloğumu çok sevdiğim bir çifte; Bilmem kaç sene Bakırköy'de oturup, arka sokaklarındaki bu mekanı bilmeyen ve ününü duyduğu halde hiç gitmemiş olan Erdem ve Didem çiftine armağan ediyorum. Sizlere bir ömür boyu mutluluklar :)
Benim Ciğer ile olan gereksiz hikayemi okuduktan sonra, sizlere bugün İstanbul Bakıröy'de Edirne Tava Ciğerini yiyebileceğiniz yegane yerden bahsedeceğim. Ciğer Ricco - Edirne Tava Ciğercisi. Mekanımz tabiki yine güzel ve leziz yemeklerin yapıldığı her mekan gibi, merkezi bir yerde değil yine onu arayıp bulasınız, biraz emek harcayasınız diye ara sokağın birinde. Ama siz koca poponuzu kaldırıp kendinizi yormayın, Realist Gurme ne için burada? Tabiki sizler için. Beni sizler var ettiniz. (Ne oluyor La? ) (Lan demedi La Dedi La.) (Behzat Ç ve Leyla ile Mecnun sevenlere Benden selam olsun :) Özellikle Taylan ve Can Kardeşime)
Mekan hakkında biraz bilgi vermek gerekirse, Mekan 2005 yılında İstanbul'da açılan ilk Edirne Tava Ciğercisi olma ünvanına sahip, Hatta mekanın yetkilisi ile görüştüğümde, mekanlarının Edirne'de bu işi yapan duayenler tarafındanda bilindiği ve İstanbul'da Edirne Tava Ciğeri yenilecek en iyi yer olarak kendilerini tavsiye ettiklerini belirtti. (Gittik yedik, Haksız değiller kısacası.) Mekan Edirne Tava Ciğerinin yanı sıra Edirne'ye özgü başka lezzetler de servis edilmekte. İlerleyen satırlarda bunlardan sizlere bahsedeceğim.
Mekandan içeriye girerken sizi aşağıdaki tabela karşılıyor. Herkesde nasıl bir etki yaratır bilmem ama oldukça başarılı bir çalışma olmuş. Bunu da sizinle paylaşayım dedim. Boyum mu uzadı bunu yapınca? Ölçmeye gidiyorum. :)
Yukarıdaki fotoğraf tarafımdan mekanın içerisinde çekilmiş olup, mekan turuncu renklerin hakim olduğu oldukça sıcak bir dizayna sahip. Ben beğendim ve insanın iştahı açılıyor.
Ciğer Ricco, Aslında çok basit anlatımla, İstanbul Caddesinden, Sahile inerken tüm Evrenin (Yok artık! Ama Öyleee.) kullnadığı yol olan Ebuziya Caddesinde, sağdaki Çay Bahçesinin yanında bulunan Ermeni Kilisesinin arkasında bulunan sokak olan Ömer Naci Sokakta. Mekana gitmek için o bahsettiğim sahile inen yolda Sağ tarafta kalan Çay Bahçesi ve Ermeni Kilisesi arasında kalan küçücük bir aralık vardır (Sokak diyemiyorum oraya, gidince anlarsınız.) ordan geçince önüne çıkarsınız.
Ben Ciğer Ricco'nun yol tarifini, tüketim toplumunda olduğumuz geçeğinden yola çıkarak, tüm tüketim çılgınları için, Capacity ve Carousel civarından da anlatayım. Capacity ve Carousel'in arasında kalan caddeden sahile doğru kaptırdığınızda Carousel tarafındaki İlk sola giriyorsunuz, Sola girince Sağdan ikinci sokoğa giriyorsunuz ve ilk sola dönüyorsunuz. Zaten Sola döndüğünüzde karşınıza yukarıda bahsettiğim Çay Bahçesi ve Ermeni Kilisesi gelecektir. O Sokak o daracık ara yüzünden böyle çıkmaz sokak kıvamındadır. İşte o sokağa geldiğinizde Turuncular içinde mekanımızı göreceksiniz.
Aslında ben servis edildiği halinin fotoğrafını çektima ama netliğini iyi yapamadığım için (Yani beceremediğim için :) ) başka bir kaynaktan yaralanarak Edirne Tava Ciğerimizin resmini yukarıdaki gibi koyuyorum.
Edirne Tava Ciğeri Böyle galeta unu tarzı bir şeyde karıştırılmak sureti ile kızgın yağda kızartılarak, Söğüş domates, soğan ve kurutulmuş bir adet biber ile servis ediliyor ve nam nam nam yeniliyor :) Ciğer ile münasebeti arnavut ciğeri olan arkadaşlara şunu söylüyorum, O yediğiniz Arnavut Ciğeri ile hiç ama hiç alakası yok. Çok farklı çok lezzetli bir tad. Kesinlikle tavsiye ederim diye saçma sapan bir cümle kurmuycam :P zaten amacımız bu :) Lezzetini Vedat Milör (Soyadı ne anlama geliyor acaba :) ) gibi tarif edemeyeceğim ama Realist Bir Gurme olarak çok lezzetli olduğunu rahatlıkla söyelebilirim.
Ciğer Ricco'da Edirne Tava Ciğerinin dışında yukarıda fotoğrafı bulunan Edirne Köftesi, Fotoğrafı bulunmayan :) Pileşko Makedon Usulü Tavuk Tava ve Kırklareli Yenice Sucuğu bulunmaktadır. Kısacası mekanda, Edirne dolaylarından lezzetler sunulmaktadır. Ha bu arada unutmadan Mantı severleri sevindireyim mi? Evet tahmin ettiğiniz gibi Mekanda Ev Mantısı da bulunmakta.
Fiyatlara bakacak olursak,
1 Porsiyon Edirne Tava Ciğeri 11 TL
1 Porsiyon Edirne Köftesi 9 TL
1 Porsiyon Pileşko Makedon Usulü Tavuk Tava 8 TL
1 Porsiyon Kırklareli Yenice Sucuğu 9 TL şeklindedir.
Fakir ama gururlu öğrenci ahalisinin fiyatlar yüksek dediğini duyar gibiyim. Sizleri de unutmadık. Mekana gidip Realist Gurme tarafından geldik derseniz dayak yersiniz, yapmayın :) Öğrenci kardeşlerime şöyle bir tiyo vereceğim mekan da yukarıda saydığım tüm yemekler ekmek arası da yapılmaktadır ve fiyatları 5-6 TL arasındadır. Mekanda masada yarım ekmek servisi de var. Yani oturup yarım ekmek arası yiyip bu Lezzetleri Öğrenci tarifesinden denemiş olursunuz. Hadi yine iyisiniz :)
Ayrıca Yemek konusunda Aksi, Nalet, Çekilmez yani Volkan Konak kıvamındaki arkadaşlar da :) denemek isterlerse yukarıdaki her yemek yarım porsiyon olarak servis edilmektedir. Yine fiyatlar 5-6 TL arasında değişmektedir. Aslında bunu Fakir ama Gururlu Öğreciler de yapabilir. Neden daha önce düşünmedim ki?
Bu arada son olarak, Porsiyonlar oldukça dolu dolu geliyor. Aç gözlülük yapıp 1.5 Porsiyon istemeyin. Hayvanlığın lüzumu yok, İnsan olun :)
Ben bu bloğumu çok sevdiğim bir çifte; Bilmem kaç sene Bakırköy'de oturup, arka sokaklarındaki bu mekanı bilmeyen ve ününü duyduğu halde hiç gitmemiş olan Erdem ve Didem çiftine armağan ediyorum. Sizlere bir ömür boyu mutluluklar :)
21 Eylül 2011 Çarşamba
Şimşek Pide Salonu - Karadeniz Pidesi Taksim / Beyoğlu / İstanbul
Öncelikle hemen bir konuda dikkatinizi çekmem gerekir ki, burada "Pide" diye bahsi geçen şey, fakir insanların (:P) tanesini 75 Kuruş - 1 TL. arasında para vererek yediği ve halk arasında "Kır Pidesi" olarak adlandırılan ve bir dönem her köşe başına pideci açılmasına sebep olup, patlama yaratıp fenomen olan o ne idüğü belirsiz şey değil. Haaa yeri geldi parasız kaldık O pideden yedik mi? Yedik. Orasını karıştırmayın. O Realist olmadan önceydi.
Aynı şekilde, bu yazımda, herhangi bir kebapçıya gittiğinizde yediğiniz açık ya da kapalı Pidelerden de bahsetmiyoruz. O pidelerin genel görünümünü gözünüzün önüne getirecek olursak: (Mesela Sucuk-Kaşar olsun) Bir Hamurun üzerine Büfe tipi Kaşarın rendelenip sonra da üzerine 4-5 tane, hadi bilemedin 5-6 tane zar gibi dilimlenmiş sucuğun koyulduğu pide. Tamam işte şu an gözünüzün önüne gelen pideden bahsediyorum. O görüntüyü sakın unutmayın, hafızanızın bir köşesine kaydedin. İleride lazım olacak :)
Evet, şimdi gelelim blogumuzun asıl konusu olan Şimşek Pide Salonu'na. Ben burayı yıllar önce Taksim'de gezerken şans eseri keşfettim. Aslında oldukça eski bir mekanmış. Her ne kadar oldukça merkezi bir yerde ve eski olmasına rağmen genelde İstiklal Caddesinin insan seline kendimizi kaptırdığımız için görmeden geçip gidiyormuşuz. Ve kendisine haksızlık ediyormuşuz.
Mekanımızın yerini tarif etmek gerekirse ki, üşenmedim taaa uydudan sizin için fotoğrafını çekip yerini de bir güzel tarif ettim. Yukarıda görüğünüz gibi, Taksim Meydanından kendinizi İstiklal Caddesi Yönüne çevirdiğinizde, Sağdan ilk araya giriyorsunuz, İşte Caminin altında hemen ilk dükkan olarak Şimşek Pide Salonunu göreceksiniz. Mekanımız sağdan ilk ara olan Taksim Caddesinde olup Fransız Konsolosluğunun da yanındadır (Ya da karşısında. Nerden baktığınıza bağlı :) )
Şimşek Pide Salonu için özetle şunu söylemek gerekirse, "Taksim'de Karadeniz Pidesi yiyebileceğiniz en lezzetli ve güzel yerdir." Kesinlikle, Taksim dolaylarında karnınız açıkırda Pide yemek isterseniz, fazla yer aramanıza gerek yok. Ben kendi lezzet deneyimimi aktarmam gerekirse, bir kere pidenin hamuru bu kadar lezzetli olur mu? yani pidenin içindeki malzemeyi geçtim, pidenin hamuru bile tek başına çok lezzetli. Pidelerde kullanılan malzemelerin kaliteli olduğu zaten pide önünüze geldiğinde anlaşılıyor. Lezzet konusunda zaten şöyleyecek bir şey yok, Ben 3-4 değişik tipte pide yedim şimdiye kadar ve kesinlikle boş yok. Benim huyumdur bu tip yerlerde kullanılan sucugu devamlı sorarım markası ne diye, Sucuğu çok seven birisi olarak Kullandıkları markayı duyunca çok sevindim. Çünkü bence Türkiye'deki en kaliteli sucuğu kullanıyorlar. Coşkun sucuk kullanıyorlar. Pidelerinde Pastörize Kaşar kullanmıyorlar, Onun yerine tuzu ve tadı ile muhteşem bir lezzet olan Trabzon Peyniri kullanılıyor. Pidelerde kullanılan tereyağ pastörize değil ve Trabzon Tereyağı. Zaten ben firma sahibi ile muhabbetimde Trabzon Peyniri ve Tereyağının Trabzondan devamlı taze olarak temin ettiklerini belirttiler.
Mekan hakkında bir kaç tarihsel bilgi vermek gerekirse, 1974 yılından beri hizmet veriyorlar. Sadece Karadeniz Pide çesşitleri satıyorlar. onun dışında yapılan hiç bişi yok. Bafra Pidesinden, Rize Pidesine kadar çoğu Karadeniz Pidesi var mekanda. İsteğe göre Yumurtalı - Yumurtasız, Açık - Kapalı ya da Uzun - Yuvarlak Pide yapıyorlar.
Bu kadar anlattıktan sonra fiyatlar hakkında bilgi verelim. Şimdi Malzemesine göre değişen fiyatlar mevcut, Örneğin Kıymalı Pide 8-9 TL civarında, Trabzon Peynirli- Sucuklu karışık Pide 10-11 TL Civarında Pastırma ya da kavurma çeşitleride 11-14 TL arasında değişiyor. Şimdi bazı takipçilerin "Fiyatlar biraz yüksek" dediğini duyar gibiyim. İşte burda işin içine biraz realizmi eklemem gerekiyor. Yukarıda size sıradan bir kebapçıdaki Kaşar Sucuk Pideyi tarif etmiştim ve bunu aklınızda tutun demiştim. İşte tam burada o görüntüden yola cıkarak şöyle söyliyeyim. Bahsetiğimiz sıradan pide Kebapçılarda 8-9 TL civarında satılmakta ve içine dediğim gibi 5-6 tane zar kıvamında sucuk konmakta.(Şimdi aşağıya bir resim ekliyorum ve Resmin altından devam edeceğim bloguma.)
Bu resim Mekanımızdaki Sucuklu ve Trabzon Peynirli Pidenin Yuvarlak hali (Rize Usulü) Şimdi Fotoğrafta, "Tabii katalog çekiyorlar, malzemeyi şişirmişler" gibi düşünebilirsiniz. Ama Kesinlikle Pide Böyle bol malzeme ile geliyor. Yani resimde ne görüyorsanız aynısı geliyor. Ve Porsiyonlar oldukca büyük. 1 Porsiyon pide ile eğer hayvan gibi aç değilseniz 2 kişi rahat doyuyor. Yani bunu bir arkadaşımla tecrübe ettik. Tek porsiyonla ikimizde insancıl bir şekilde doymuştuk. Realist açıdan bakıp, fiyatı yüksek gören işgüzarlara özetle şunu söylemek isterim, gerek malzeme, gerek kalite, porsiyonun büyüklüğü ve lezzet göz önüne alınırsa, Pide aslında oldukça ucuza geliyor. 8-9 TL'ye pastorize Pide Yemektense 10 TL'ye Gerçek Karadeniz Pidesi yemek var. Kendinize Gelin Akıllı Olun. :)
Mekanla ilgili bir kaç işinize yarayacak tiyo vereyim. Pideler fırından çıktıktan sonra, Trabzondan gelen halis tereyağı ile yağlanıyor, eğer yağlı sevmiyorsanız, ya da tereyağı sevmiyorsanız, siparişinizden önce yağ konusunda garsonu uyarın. Yağsız ya da az yağlı olarak söyleyebilirsiniz. Bir tavsiye daha, Pidelerin porsiyonları biraz büyük oldugundan (özellikle uzun pideler için) yatay kesilen pideyi yerken biraz zorlanabilirsiniz. Pideniz servis edilmeden önce, pidenizin dikey kesilmesini de isteyin. Böyle yemek hem zevkli hemde daha pratik oluyor. Gittiğiniz de bu dikey kesme olayının ne denli hayati bir önem taşıdığını anlayacaksınız. (Çünkü yatay kesilen pideyi yemek istediğinizde malzeme bol olduğu için ağırlığı kaldıramayaıp dağılıyor. Realist dediydi dersiniz. :) :)
Birgün yolunuz düşerde, Pide yerseniz duygu düşünce ve gözyaşlarınızı umarım benimle paylaşırsınız. (İlk blogum sonucta, Hevesliyiz.)
Aynı şekilde, bu yazımda, herhangi bir kebapçıya gittiğinizde yediğiniz açık ya da kapalı Pidelerden de bahsetmiyoruz. O pidelerin genel görünümünü gözünüzün önüne getirecek olursak: (Mesela Sucuk-Kaşar olsun) Bir Hamurun üzerine Büfe tipi Kaşarın rendelenip sonra da üzerine 4-5 tane, hadi bilemedin 5-6 tane zar gibi dilimlenmiş sucuğun koyulduğu pide. Tamam işte şu an gözünüzün önüne gelen pideden bahsediyorum. O görüntüyü sakın unutmayın, hafızanızın bir köşesine kaydedin. İleride lazım olacak :)
Evet, şimdi gelelim blogumuzun asıl konusu olan Şimşek Pide Salonu'na. Ben burayı yıllar önce Taksim'de gezerken şans eseri keşfettim. Aslında oldukça eski bir mekanmış. Her ne kadar oldukça merkezi bir yerde ve eski olmasına rağmen genelde İstiklal Caddesinin insan seline kendimizi kaptırdığımız için görmeden geçip gidiyormuşuz. Ve kendisine haksızlık ediyormuşuz.
Mekanımızın yerini tarif etmek gerekirse ki, üşenmedim taaa uydudan sizin için fotoğrafını çekip yerini de bir güzel tarif ettim. Yukarıda görüğünüz gibi, Taksim Meydanından kendinizi İstiklal Caddesi Yönüne çevirdiğinizde, Sağdan ilk araya giriyorsunuz, İşte Caminin altında hemen ilk dükkan olarak Şimşek Pide Salonunu göreceksiniz. Mekanımız sağdan ilk ara olan Taksim Caddesinde olup Fransız Konsolosluğunun da yanındadır (Ya da karşısında. Nerden baktığınıza bağlı :) )
Şimşek Pide Salonu için özetle şunu söylemek gerekirse, "Taksim'de Karadeniz Pidesi yiyebileceğiniz en lezzetli ve güzel yerdir." Kesinlikle, Taksim dolaylarında karnınız açıkırda Pide yemek isterseniz, fazla yer aramanıza gerek yok. Ben kendi lezzet deneyimimi aktarmam gerekirse, bir kere pidenin hamuru bu kadar lezzetli olur mu? yani pidenin içindeki malzemeyi geçtim, pidenin hamuru bile tek başına çok lezzetli. Pidelerde kullanılan malzemelerin kaliteli olduğu zaten pide önünüze geldiğinde anlaşılıyor. Lezzet konusunda zaten şöyleyecek bir şey yok, Ben 3-4 değişik tipte pide yedim şimdiye kadar ve kesinlikle boş yok. Benim huyumdur bu tip yerlerde kullanılan sucugu devamlı sorarım markası ne diye, Sucuğu çok seven birisi olarak Kullandıkları markayı duyunca çok sevindim. Çünkü bence Türkiye'deki en kaliteli sucuğu kullanıyorlar. Coşkun sucuk kullanıyorlar. Pidelerinde Pastörize Kaşar kullanmıyorlar, Onun yerine tuzu ve tadı ile muhteşem bir lezzet olan Trabzon Peyniri kullanılıyor. Pidelerde kullanılan tereyağ pastörize değil ve Trabzon Tereyağı. Zaten ben firma sahibi ile muhabbetimde Trabzon Peyniri ve Tereyağının Trabzondan devamlı taze olarak temin ettiklerini belirttiler.
Mekan hakkında bir kaç tarihsel bilgi vermek gerekirse, 1974 yılından beri hizmet veriyorlar. Sadece Karadeniz Pide çesşitleri satıyorlar. onun dışında yapılan hiç bişi yok. Bafra Pidesinden, Rize Pidesine kadar çoğu Karadeniz Pidesi var mekanda. İsteğe göre Yumurtalı - Yumurtasız, Açık - Kapalı ya da Uzun - Yuvarlak Pide yapıyorlar.
Bu kadar anlattıktan sonra fiyatlar hakkında bilgi verelim. Şimdi Malzemesine göre değişen fiyatlar mevcut, Örneğin Kıymalı Pide 8-9 TL civarında, Trabzon Peynirli- Sucuklu karışık Pide 10-11 TL Civarında Pastırma ya da kavurma çeşitleride 11-14 TL arasında değişiyor. Şimdi bazı takipçilerin "Fiyatlar biraz yüksek" dediğini duyar gibiyim. İşte burda işin içine biraz realizmi eklemem gerekiyor. Yukarıda size sıradan bir kebapçıdaki Kaşar Sucuk Pideyi tarif etmiştim ve bunu aklınızda tutun demiştim. İşte tam burada o görüntüden yola cıkarak şöyle söyliyeyim. Bahsetiğimiz sıradan pide Kebapçılarda 8-9 TL civarında satılmakta ve içine dediğim gibi 5-6 tane zar kıvamında sucuk konmakta.(Şimdi aşağıya bir resim ekliyorum ve Resmin altından devam edeceğim bloguma.)
Bu resim Mekanımızdaki Sucuklu ve Trabzon Peynirli Pidenin Yuvarlak hali (Rize Usulü) Şimdi Fotoğrafta, "Tabii katalog çekiyorlar, malzemeyi şişirmişler" gibi düşünebilirsiniz. Ama Kesinlikle Pide Böyle bol malzeme ile geliyor. Yani resimde ne görüyorsanız aynısı geliyor. Ve Porsiyonlar oldukca büyük. 1 Porsiyon pide ile eğer hayvan gibi aç değilseniz 2 kişi rahat doyuyor. Yani bunu bir arkadaşımla tecrübe ettik. Tek porsiyonla ikimizde insancıl bir şekilde doymuştuk. Realist açıdan bakıp, fiyatı yüksek gören işgüzarlara özetle şunu söylemek isterim, gerek malzeme, gerek kalite, porsiyonun büyüklüğü ve lezzet göz önüne alınırsa, Pide aslında oldukça ucuza geliyor. 8-9 TL'ye pastorize Pide Yemektense 10 TL'ye Gerçek Karadeniz Pidesi yemek var. Kendinize Gelin Akıllı Olun. :)
Mekanla ilgili bir kaç işinize yarayacak tiyo vereyim. Pideler fırından çıktıktan sonra, Trabzondan gelen halis tereyağı ile yağlanıyor, eğer yağlı sevmiyorsanız, ya da tereyağı sevmiyorsanız, siparişinizden önce yağ konusunda garsonu uyarın. Yağsız ya da az yağlı olarak söyleyebilirsiniz. Bir tavsiye daha, Pidelerin porsiyonları biraz büyük oldugundan (özellikle uzun pideler için) yatay kesilen pideyi yerken biraz zorlanabilirsiniz. Pideniz servis edilmeden önce, pidenizin dikey kesilmesini de isteyin. Böyle yemek hem zevkli hemde daha pratik oluyor. Gittiğiniz de bu dikey kesme olayının ne denli hayati bir önem taşıdığını anlayacaksınız. (Çünkü yatay kesilen pideyi yemek istediğinizde malzeme bol olduğu için ağırlığı kaldıramayaıp dağılıyor. Realist dediydi dersiniz. :) :)
Birgün yolunuz düşerde, Pide yerseniz duygu düşünce ve gözyaşlarınızı umarım benimle paylaşırsınız. (İlk blogum sonucta, Hevesliyiz.)
17 Eylül 2011 Cumartesi
Bir Gurmenin Realizmi - Teşekkür
İşyerinden, ismi lazım değil, Kemal diye bir arkadaşımı, "Gel bak çok güzel bir köfteci var. Bu öğlen yemeğinde oraya gidelim." dememle yeşerdi bu blog sevdası. Yemek sonrası yine arkadaşıma "Nasıl? Beğendin mi?" diye sorduğum soruya karşılık, "Çok beğendim. Zaten yemek konusunda sana çok güveniyorum." cevabıyla filizlendi, boy verdi bu blog işi.
Ama Tabi bir kişi ile olmazdı bu iş. Bir dönem birlikte çalıştığım adı lazım değil iki arkadaşıma Nilüfer ve Erdem'e "Ya ben böyle çok gezer tozarım, yemek konusunda da çoğu zaman güzel yerler bulurum. Bu engin tecrübelerimi tüm Dünya ile (Yok Artık :) ) paylaşsam mı? Bir blog yazsam mı?" diye mail atıp sordum. Sağolsun bu iki güzide insan beni "Olabilir.. Neden olmasın.. Herkes blog yazıyor.." filan diye çok gaza getirici cümlelerle desteklediler ve gaz verdiler. Ben de çok pis gaza geldim sormayın gitsin. (Böyle spotların yanıp söndüğü, konfetilerin yağdığı arkadan bangır bangır müziğin çalacağı, herkesin senin yazacağın bu sokak arası lezzetlere ve mekanlara ihtiyacı var diye tezahhurat yaptığı bir destek bekliyordum halbuki:) )
Sonra, tamam Blog yazacağız da bu blog için bir isim lazım. Ne olur acaba? diye düşünürken, İsim konusunda bana yardımcı olmaları için yine aynı güzide insanlara mail attım. O kadar yaratıcı, o kadar akla gelmeyen isim tekliflerinde bulundular ki, benim en son hatırladığım, benim aklıma gelen isim olan "Realist Gurme" ismi için "Evet Olabilir. Yani.." gibi cevaplar oldu. Ama müthiş destek oldular bana. Onlar olmasaydı, ben bu ismi nasıl bulurdum, bu blogu nasıl açardım bilmiyorum.
İlk blogumda kendilerine, interneti ve beni takip eden, milyarlarca internet kullanıcısı (Yok artık :) ) huzurunda teşekkürü bir borç bilirim.
Teşekkürler Nilüfer ve Erdem. İyi ki Varsınız.
Ama Tabi bir kişi ile olmazdı bu iş. Bir dönem birlikte çalıştığım adı lazım değil iki arkadaşıma Nilüfer ve Erdem'e "Ya ben böyle çok gezer tozarım, yemek konusunda da çoğu zaman güzel yerler bulurum. Bu engin tecrübelerimi tüm Dünya ile (Yok Artık :) ) paylaşsam mı? Bir blog yazsam mı?" diye mail atıp sordum. Sağolsun bu iki güzide insan beni "Olabilir.. Neden olmasın.. Herkes blog yazıyor.." filan diye çok gaza getirici cümlelerle desteklediler ve gaz verdiler. Ben de çok pis gaza geldim sormayın gitsin. (Böyle spotların yanıp söndüğü, konfetilerin yağdığı arkadan bangır bangır müziğin çalacağı, herkesin senin yazacağın bu sokak arası lezzetlere ve mekanlara ihtiyacı var diye tezahhurat yaptığı bir destek bekliyordum halbuki:) )
Sonra, tamam Blog yazacağız da bu blog için bir isim lazım. Ne olur acaba? diye düşünürken, İsim konusunda bana yardımcı olmaları için yine aynı güzide insanlara mail attım. O kadar yaratıcı, o kadar akla gelmeyen isim tekliflerinde bulundular ki, benim en son hatırladığım, benim aklıma gelen isim olan "Realist Gurme" ismi için "Evet Olabilir. Yani.." gibi cevaplar oldu. Ama müthiş destek oldular bana. Onlar olmasaydı, ben bu ismi nasıl bulurdum, bu blogu nasıl açardım bilmiyorum.
İlk blogumda kendilerine, interneti ve beni takip eden, milyarlarca internet kullanıcısı (Yok artık :) ) huzurunda teşekkürü bir borç bilirim.
Teşekkürler Nilüfer ve Erdem. İyi ki Varsınız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







